uykusuzluk düşleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uykusuzluk düşleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2009 Pazartesi

ne kafası ?

ne kafası ?

orda hayyam var? hayyamın kafası..

hayyamlar var orda, hayyamlar..

hayyamyamlar...

yamyamlar geliyorlar...

geliyorlarlar...

gazetelerde yazıyor, geliyorlar, hayyamlarlar..

vay hayvanlar.... hayvanlar yazıyorlar:

kaçtı herkes, kimler kaldı burda?

kaç kaç kaç kaç kaç kaç kaç kaç...!!!...

geliyoryoryoryor...

nerelere kaçıyonuz hacı,

hacılar kaçıyor, biz sizi biliyoruz zaten kimler geliyor.. kalanlar çalıyor...

hacılar kaçıyor... hayyamlar geliyor... hayyamyamlar geliyor...

gezetelerde yazıyor.

havyanlar yazıyor....:

yazıyor hayvanlar,

insanlar yozlaşıyor..

yoz yoz oluyor..

kadın niyeti bozmuş hacıya bakıyor, kadınlar artık suda yürüyor...

hacılar mı ne yapıyor? crush, boom, bang... big bang.. cillit bang... naprova çatırtı..


ney..? ne? ...

ne kafası ?

nerelere kaçıyonuz be hacı?

nerelere....


geliyor geliyorlar mı?

kaç kaçıyorlar mı?


ver selam, ver selam.. gidiyorlar...

ya subanallah?

öyle mi?

nasıl ?

bomba var bomba? bomba ihtimali var, yakıt ikmali var, yakıt tankının altında sönük izmaritler var, yangın ihtimali var, kaç kaç kaç kaç kaç kaç kaç.....


gidiyorlar...

ney, gördün mü gidiyorlar?

anlamadınız dimi? anlamayınız?

ben size nutkumda bunu anlattım.. anlamayınız dedim. muhasır medeniyetlerin götüne koyim..

anlayamazsınız beni, uçtum...

kaçtım... kaç kaç kaç kaç...

siz bunu anlamlandırın....

anlayana ev halimi hediye edicem..

en arif halimi.. arif kim be oğlumm..


arif..: bilir kişi babo..

ayakları kokar oğlum arifin..

arife teslim ol, eşkiya olsa der siyasiya.. der siya siya, siya siya der... siya siya...

sia sia... sie sie...

sikke sikke... çalışın köpekler, çalışın... mayınlarınızla gelin patlatın fabrikaları.. gelmeyenlere el bombalarını sokun. şimdi böyle çalışın.. boş zamanlarınızda da misket oynayın, misket bombalarıyla oynayın....

çalışın köpekler, çalışın.. ey türk; 3 öğün çalış, güven... sigortalara güven, fabrikalara; tanrıya güvenme... tanrının sözleşmesi mi var mına koyyim. neyine güvencen?

güven temiz çocuk oğlum, bi sakatlık çıkartmaz...

çıkartırsa sikerim zaten, hurileri bile siktim ben.. hurileri var tanrının, biri hariç hepsini siktim.


yazıyorlar hayvanlar: patlatın fabrikaları, insanlar yozlaşıyor. kurtarın insanları yozlaşmadan. yozlaşmadan kurtarın insanları.. ardından kaçın.. kaç kaç kaç...

nerelere kaçıyonuz gene be..

allah.. lailahe illallah....

çek bi fırt..?

yok be hacı? hacı çek fırt...

nası çekiliyo olum bu? besmeleyle çekiliyo hacım... ya allah...

swıphhh....

ip gibi... kum gibi.... sanki... ellerimden kaçıyorlar... kaçıyorlar ellerimden.. kaç kaç kaç kaç kaç kaç kaç... polis geliyor... kaçmaaaaa..... noolursun kaçma.... yalvarırımm.. (fairuz derin bulut)

kaçmaaaaaaaaaaaaaaaaa...... garanti geliyor... kaskosu var kaçmaaa... kas kos ne lan? öyle saçma şey mi olur? kas kos... neymiş kaskosu varmış...

geliyor hayyam geliyor, elinde şarabı... hayyamlar geliyor, şarabı merlot şarabı...

tadı kırmızı... buz gibi...

hayyamlar şarabı. hayyamyamlar..

öldüren vardı eskiden, köpek öldüren...

bilir misin? çalışsın köpekler...

çalışın köpekpekler. köpek bekler, patron rapor bekler, köpek patron bekler..
çalışın çalışın çalışın... günde 700 parça istiyorum sizden, götüre iş bu.. çalışın köpekler, köpekler rapor bekler...

sürüler, hepsi sürüleri güder, sürüler gider, bildiği yoldan gider, kurda yem olur... sussss...

su... suda yürüyor kadınlar suda... susss.. patron hacı...

şşş, hacı... patron bakçan mı? ateş var mı ateş...? ateş et bakalım, patlatalım cigarayı... patlatalım. patpatlatalım...

pat pat pat?

kimsiniz?


siz kimsiniz? siz....

kimsiniz?

siz var ya siz, kimsiniz? kim nesi kimsiniz? kim ne sikimsiniz?

kibirsizsiniz. kibir istiyorum kibir... kibirsizseniz; kibir sizsiniz...


ateşsizseniz; ateş sizsiniz...

ateş edin, patlatın bombaları... patlayın... çalışın.. çalçalışın... çal çal çalışın...

hayyama alışın, prozactan kaçın, kaçkaçkaçın...

geliyorlarlar...

toplum geliyorlar... eriyorlar... küresel ısınıyorlar.

gazeteler yazıyor: vergileri kaçırıyorlar, küresel ısınıyorlar, çeşitliliği tektipleştiriyorlar, görmüyorlar...

görgörmüyorlar...

gör gör gör müyorlar...

sen gör... sen de gör... çok yaşamasan da olur.... ölsen de olur... hepsi olur..

kaç kaç kaçın yeter...

????

ne kafası bu? kafası neyin kafası?

ne kafası ?


orda hayyam var? hayyamın kafası..

hayyamlar var orda, hayyamlar..

hayyamyamlar...

yamyamlar geliyorlar...

geliyorlarlar...

gazetelerde yazıyor, geliyorlar, hayyamlarlar..

.......

21 Nisan 2009 Salı

uyanış ninnisine dair


yokluğuma yattım ve uykuya daldım;


bir sonraki adımda olmamak için
dualar savurdum tanrıya,

inanmadım,

tanrı da inanmadı...

yalnız kaldık yoklukta,
koca bir boşluktu yokluğumuz.

olmayan bir boşluk...

ikimizde kaybolmuştuk...
bomboştuk..

biz ancak kavranabilir saçmalıklardık.

tek varlığımız boşluktu.


inancımız; kaybolmuşluk.....




(2 aralık 2007)

11 Mart 2009 Çarşamba

adsız kahraman zamanı

Her gece yatağa yattığımda ...
başım;
dönüyor.
Ve lanet olası burnum;
kanıyor...
Ölüyorum!
Koşuyorum, yetişebilmek için hızına,
nefesim,
tıkanıyor.
Görmeliyim seni...
Görmeliyim!
GöR-meliyim.
Görme-meliyim!
Ölüyorum!
Gidiyorum...
Git.meliyim.
Aşık olunmamış,
aşkı yok olmamış;
Aşkı yok!
Olmamış topraklara gitmeliyim;
uzaklara, ölüyorum!
Elimde kalan;
tükenmiş zaman...
Tüken-miş zaman.
Kaybol-muş,
Ölüyorum!
Bitti sanırım.
Sanırım bitti.
Ağla kadın,
ağlak kadın.
Mavi tanrı ağladı;
ağladı bir tanrı!
Ağla-dım
ben
gidiyorum!

4 Mart 2009 Çarşamba

kaybolmuş bir hükümsüzdüm sonra üşüdüm

sabah olmuştu yine. uyandı... küfrü bastı lanet güne. alışkanlıktan olsa gerek banyoya gitti. aynanın karşısındaki adamın saçları darmadağındı ve sakalları karışık... en az aklı kadar...

bu vakte kadar ulaşıpta öldüremediği hiç bir canlı olmamıştı, insan haricinde... ve içinde acayip bir ölüm hissi vardı.

herhangi bişiyi öldürürken düşündü kendini. her seferinde sandığından kolay olmuştu. bir o kadar da akıcı... fakat içindeki bu ölüm hissi ona ait deildi ve korkuyordu...

ilk defa ölüm hissinden korkuyordu, hiç bu kadar kuvvetli olmamıştı çünkü..

evet, kendine değil çevresindeki insanlara aitti bu ölümün hissi. insanların içindeki bastırılmış ölümü hissediordu... ve yine tahmin ettiğinden kolay olacaktı...

saçlarını düzeltti ve aynadan uzaklaştı... bomboştu evi de, ölümü hissetmeyen insanların kafaları kadar boş...

dışarı çıkmalıydı... nefes almalıydı.

bu boşluk hiç bu kadar boğucu olmamıştı.

belki birilerine sataşmalıydı, sataşılmalıydı. hissetmedikleri ölümü tattıramasada, içindeki korkuyu yaşatmalıydı insanlara. Ve kararlıydı...

kahvaltı yapmadı çıkmadan... yapmazdı da zaten. sadece bişiler içerdi.. özenli bardakları da yoktu. su bardağından içerdi. yine öyle yapacaktı fakat tonik kalmamıştı. bardağın içine yarım limon sıktı üstünü cinle tamamladı. tekte içti...

hiç bu kadar yakıcı olmamıştı cin. önce kıvılcımlarla boğazından geçip aşağı indiğini sonra midesinin orda bi yere oturup kaldığını hissetti. oturduğu yeri zımparalarcasına... midesindeki deliği zımparalarcasına...

evden çıkmadan dışarı baktı camdan, yağmur vardı. bu defa farklıydı yağmur. nedenini düşünmedi, düşünse de bulamazdı zaten. montunu giydi...

kalan yarım limonu da sıktı bardağın içine ve bu kez üstünü votkayla tamamladı. sarhoş olmalıydı. bir kerede içti yine ama cin kadar sert değildi. sıcak bastı, montunu çıkarttı ve üzerindeki kısa kollu penyeyle attı kendini dışarı...

yağmurun yanı sıra sert bir poyraz vardı ama poyraz olduğunu düşünmedi bile... sadece buz gibi soğuktu rüzgar. soğuğu önce ciğerlerinde sonra göğsünden beline kadar inen titremede hissetti. bir rüzgar hiç bu kadar soğuk olmamıştı.

ve yağmur....

bu defa yağmur yağdığı için hüzünlü değildi; hüzünlü olduğu için yağıyordu yağmur.. içindeki korkuysa tanrıyla iş birliği içndeydi sanki...

tanrıyı düşündü ansızın. tanrıyı hiç bu kadar düşünmemişti daha önce...
bir sigara yaktı.... sonunda dönüyordu başı, kafasında tanrı vardı, içinde korku. midesi yanarken ciğerleri buz tutmuştu sanki. ölümü hissediyordu ve yağmuru yağdıran hüznünü...

en az bastırdığı kadar kuvvetliydi karışıklığı da... aslında her zamanki gibiydi. hiç bu kadar güçlü ve hiç bu kadar sıradan olmamıştı içindeki karışıklık...

hiç ağlamadığı gibi ağladı yağmurun altında... hiç ağlamadığı kadar.....

10 Şubat 2009 Salı

insomnia - son

can sıkıntısıyla başlardı her şey, belki tanrı da böyle başlamıstır...

içindeki o dürtüye dayanamaz bişiler karalarsın ve sonra biraz daha... belki bi kaç gün sonra tekrar denersin "ya bu daha güzel olursa?" ve eminsindir ki daha iyi olacaktır. sonra tekrar başlar ve tıkanır kalır öylece bakarsın; önce giriş cümlen yoktur, gelişme ve sonuç vardır bişiler yazar silersin ..

"hayır! olmadı tabi ki... yok bu da uygun deil..." sonra bi deneme daha ve vazgeçersin sonunda,fakat yazmak kanser gibidir. durduramazsın. yazmazsan da içindeki o aptal duygu seni kemirir durur. ve yazar olmadığını görürsün ama yok olmamıstır illa yazman gereklidir daha önce yazmıssındır çünkü. bi yaratı vardır ortada, "tekrar yapabilirsin" der. zorlar da zorlar seni..

ve işin kötü yanı gerçekten kötü bi yazar olupta bu duygulara sahip olmaktır. bi türlü ne başlayabilir ne de son verebilirsin. yapabileceğini düşündüğün tek şey budur fakat bunda da kötüsündür. bi hiç olduğunu farkedersin işte o an..

acı bi ölüm gibidir ama ölümün yanından bile geçmez belki. belki de tanrı olmak gibi bi histir bu ve asıl olan budur. bişiler yaratırsın can sıkıntısından, sonra biraz daha derken...

Kim bilir; tıpkı yazmak gibidir tanrı olmanın sonuda.. ki sonu olmasa bile bulunduğun her an böyledir belki. en sonunda bi hiç olduğunu, ne yaratılarının ne de yaratılanın ne olduğu umrunda değildir. hiç kimse tarafından üstelik...

Oturup ağlamak gelir içinden yada sıkı bi son, tıpkı kahramanlık filmlerindeki gibi, ama bakar bakar onu da beceremezsin... üşenirsin belki. gerçek bir başarısızsındır sen. gerçek bir boşa yaratılmış. elden kaçmış belki. senin yazdıklarında aynı böyledir; hepsi bir boşluk ve saçmalığın, o elden kaçmışlığın ürünü. bu yüzden aslında olağanca mantıklıdır ve insanlara doğruyu gösterir. o mükemmel yaratıcıdan çıkan o koca ,saçma, boş, bomboş boşluğu... boşluğun var olmuş hatta hayattaki tüm saçmalıkların vücut bulmuş hali olduğunu söyler tüm bunlar.ama insanlar, diğer insanlar, o boşlukta öylesine kayıptırlar ki bunu ne anlar ne farkeder ne de görebilirler.

kayıp insanlar...

senin onlardan tek farkın; içindeki o boşluğun en güzel getirisi, o boşlukta kaybolmuşluğu farketmiş olmandır. işin kötüsü asla kimseye bunu gösteremezsin, boşluğuna boşluk ekler tüm bu anlatılmışlıklar ve hatta bunları yazarken bile o koca boşluğun daha iyi anlatımı için aradan güzel kelimeleri, cümleleri ayıklarsın... sonsuz boşluğun içine yuvarlarsın aldıklarını "belki bi işe yararlar" diye. tanrının, dünyayı evrenin ortasına savurduğu gibi...

o boşlukta yaşamamış olanlara anlatamazsın bu dünyanın nasıl olduğunu. hiç anlatamayacaksındır da..

bunları düşünür ve hala niye yazıyorum acaba dersin; ama hala o kemirgen yazar içindedir. bırakıp gidemezsin, yazamazsın da....

anlatamazsın hiç bişi
ve böyle son bulur...

7 Şubat 2009 Cumartesi

insomnia - 2

bazen de yorulduğunu hissedersin az da olsa bi moladır bu. içinden ağlamak gelir iki damla göz yaşı süzülür belki...

insan olduğunu farkedersin yada içinde insana dair kırıntılar olduğunu...bu anlarda yalnız olduğun gelir aklına. . yalnızlık ne acayip şeydir?" dersin". gerçekten de acayiptir.

isim bulamazsın önceleri şiir yazmaya çalışır olmadığını görürsün; o koca boşluğu anlatmak için yeterli olmadığını kelimelerin.sonra yine bir kaybediş serüveni daha başlar. herşeyden tükenmişsindir belki de. bu defa gerçek bi sil baştan arar farklı tatlara bakmak istersin içinde bulunduğun rutin kaybedişten çıkıp. "farklı kaybedişler nasıl acaba" diye geçer içinden.


bakarsın ki sen bu kaybedişlerden zevk almaya başlamıssındır anlasılan.... yoksa bu canavar dediğin kemirgen seni tamamen fethetmiş midir dersin ?

düşünmezsin daha fazla; ne de olsa yeni bir kaybediş seni bekliyordur... mükemmel bir mahvoluş hazırlamıssındır belki aklında. en az altın vuruş kadar iyi olacaktır bu mahvoluş. son olacak ümidi vardır içinde çünkü tadını almıssındır bu işin. aklından yine cümleler geçer kağıda dökebileceğin fakat bir ilk okul çağı yazarınınkiler kadar saf cümlelerdir. o heyecana yenik düşmüşsündür.

kayıp bi yolculuk gibidir aklından geçenler yada bilmediğin şehirler arası bi otobüse binmek gibidir. sadece şehrin adını bilirsin yani kaybedişi, sokakları, insanlarını, kahramanlarını hiç bilmezsin o şehrin. ilk kez sahnelenen bir drama kadar iyidir hayalinde...

izlerken acı çekip ağlayacaksın sonra alkışlayıp bir yenisini bekleyeceksindir. sonra yeni bir oyun, yeni bir otobüs, yeni bir şehir, yeni bir yazar, yeni bir şey olacaktır herşey... cümlelerim gibi karmakarışıktır kafan tamamiyle. bu karmaşanın arasında yine yalnız kaldığını farkedersin; "keşke, keşke biri daha olsa bu oyunda" dersin içinden. koltuk arkadasını bekler gözlerin "acaba kimdir?" diye. o koca otobüste yalnız gitmek zorunda olduğunu farkedersin. oynadığı dramanın yazarınında, başrolunde de, yardımcı rollerde de tek olduğunu farkedersin.

yeni bir "neden" sorusu hazırdır artık kafanda. bu mükemmel altın mahvoluş başlamıştır bile..... vaz geçiş yoktur artık. tadını bilmediğin, başka oyunların oynandığı o şehrin adamısındır sen artık. kaybetmeye başlamıssındır.

çok geç olmadan anlarsın ki; aslında ne şehir, ne yeni oyun, ne otobüs farklıdır her zamankinden. önemli olan mekanın, dekorun değişmesi değildir. ve "sen, hep aynı sen olarak kalacaksın" der aklın. "bu da yeni mahvolusun bi parçası mı acaba?" dersin aklına. sorularına cevapların bile hazırdır. hazır olduğu kadar da bilirisin aklının seni hiç yanıltmadığını. yine bir üzülüş bulursun kendine. gerçek bir savaşcı olduğunu düşünürsün. tanrıyla veya tüm metafizikle... yoksa kendinle mi??

..............
belki de insanlık tarihi boyunca yapılan savaşların en kötüsü budur. insanın kendisiyle yaptığı savaş. senin savaşın öldüğünde son bulur ancak ve sen istemeden birilerine miras olarak bırakmıssındır. yanı sıra yapılan en büyük aptallık ta yine bu olsa gerek. savaşcı insanın bulduğu her boşluka kendine saldırması...
"buna bir son verebilir miydim acaba? en azından kendim açısından. evet bir süre kimseye ve kendime saldırmamalıyım.." derdim bazen. iyi insan oluş kararıdır bu ve çok kritiktir; çünkü aslında kimsenin kötü insan olduğu filan yoktur. herşey bir yaradılış gereğidir ve biz yalnızca onu tamamlıyoruzdur. "bu kararı alarak yaratılıs gereğini değiştirebilir misin" derim kendime.... tabi ki hayır... bu da biliniyordur elbet yada yine beceremeyeceğim. çünkü her seferinde olmaz. ne kadar olumsuz ama yaratılış gereği tarafından olumlu.
.....................

yoksa kafam mı karışık? biri bana doğrunun ne olduğunu söyleyebilir mi? göremiyorum yine ve kendimi yine uzaktan izlemeye başladım. biri ben düşmeye başlamadan elimden tutabilir mi?
yoksa altın mahvoluşun gereği mi bu? over dose bir kaybediş....

hayır ben değilim. deli değilim.... ben deli değilimmmm....

6 Şubat 2009 Cuma

insomnia - 1

bir herşeyi kaybetme dürtüsü içimdeki. anlam veremediğim yönünü kesitremediğim uzayıp giden bir yol gibi. her şeyi mahvetme duygusu aynı zamanda.

o duygu başladığı an gözlerin görmez, aklın çalışmaz olur. kilitlenir kalırsın mahvetme isteğine ve biçimsiz bir duygu olarak çeker seni, tarifsizdir. sadece o anı nasıl bozman gerekirse öyle yaparsın. duygunun elindeki suç aletleridir davranışların. kendini dısardan izliyormuş gibi hissedersin, kendini dısardan görür, gurur duyarsın hatta..

bir "güzel haller canavarı"sındır artık, kimse geçemez senin önüne. o anı katletmen gereklidir ve geldiği gibi de öldürür bırakırsın.

...sonra kendimi dısardan izleyen ben, benim yanıma gelir birlikte yere düşeriz. yere düşüş kaçınılmazdır ve toparlamam gereklidir artık, fakat o kadar profesyonel bi katlıamdır ki; hiç bişi toparlanamaz olur. dağınıksındır... beynin paramparça. dönüp kendine patlayan silah gibi. attığın kurşunun seni vurması gibi... ve kendin vuruluşunu saniye saniye izlemek gibi. ne tarif eder ne yazabilirisin o anları.

uykuya dalmadan hemen öncesi kadar bilinçsizsindir ama herşeyi o an bilirsin, bi dahakinde o anları asla hatırlayamayacaksındır. işin en kötü yanı uyku ihtiyacın kadar sık gelmesidir bu duygunun. hatta bu duygu için bazen uykularını bile erteler adını "uyku problemi" koyarsın. çünkü o uyunası geceleri mahvetmen gereklidir. ve önce her şey aptal bi düşünceyle başlar ve tabiki en basiti "neden" sorusuyla...

"neden"...?? insanı ölüme sürükleyebilecek kadar derin, hayatın anlamını bulduracak kadar keskin olan felsefeyi doğuran bu kelime senin gecelerini mahveder. ve düşünür,(belki) cevabı bulursun geceler sonra; oysa arkasından gelecek soruyu hiç umursamamıssındır: "neden düşündüm bu kadar çok?" ve yine değişen bişi yoktur aslında... yine neden sorusudur ve yine yeniden bir mahvetme dürtüsüdür.. asla durdurmazsın kendini. durdurmazsın işte... çünkü sen değilsindir o kişi... içindeki iyi zaman canavarıdır. seni kemirir her iyi anında. canını acıtır, bir kanama hissedersin, sadece hisseder göremezsin.

yere düşüş anına gelene kadar haz verir o anki o yüce katliam duygusu, yükseklere taşır seni. tekrar kendin olduğunda herşey birbirine geçmiş ve düşüşle beraber bir kayboluş başlamıştır.hangisi sensin veya hangisi sendin, hangisi benim dolaşır kafanın içinde...kafamın içinde...

darma duman olmuşsundur artık dramın sonuna gelmişsindir ve "ben deli değilim!" diye bağırmak gelir içinden; bilirsin( bilirim), delisindir (deliyimdir). gerçek bir deliyimdir ben o noktadan sonra. kendi içinde kaybolmuş herşeyi mahvetmeye kilitlenmiş ve tabi sonra yine kaybolmaya.... koskoca bir kayboluştur bu. betimlemeye çalışır beceremezsin, kelimeleri yoktur ve daha önce bunu tarif eden hiç bir yazar yoktur, hiç bir felsefeci, hiç bir sarhoş, hiç bir köşe başı bilgini.. hiç... hiç kimse....

yoksun gibi hissedersin kendini. bir hayat yoksunu.
ki belkide bir köşeye bırakılmıs ve unutulmuş kayıp bir eşyasındır, sadece düşünebilen. her şeyi hayal eden ve gerçekleşmeyince düşüncelerini mahvederek sonlandıran. kendi içinde kaybolarakta unutulmuşluğunun damgasını vurur, yeni bir hayale geçersin.


sonra yine sil baştan...
 
>